Bir Filmin Hikayesi: Le Mans

İki yönden hatalı ama, Le Mans filmi birkaç nesil gençliğin üzerinde silinmez bir etki bıraktı. Birincisi, 1971’de gösterilen ve dünyanın her köşesinde sayısız kez oynatılan film, hiçbir reklamın yapamayacağı şekilde otomobil yarışı tutkusunu uyandırdı. Grady Davis 1970 ve 1971 yarış sezonları için John Wyer’a ne kadar ödemiş olursa olsun, bu bin katıyla geri alınmış bir yatırımdı. Hiçbir petrol şirketi daha iyi bir reklam anlaşması yapmamıştır.

"Gürültüden Sözleri Duyamazsınız, Hızdan Aksiyonu İzleyemezsiniz, Fakat Arkanıza Yaslanıp Kesinlikle Heyecan Yaşayabilirsiniz."

'Le Mans', bir senaryosu olmadığını haklı olarak işaret eden eleştirmenler tarafından acımasızca eleştirildi. NewYork Daily gazetesinden Kathleen Carroll’ın iddiasına göre: "Bir otomobil yarışı, hatta Le Mans gibi 24 saatlik bir dayanıklılık testi, kendi içinde bir film oluşturmaz, bir senaryo gerektirir."

Fakat Sunday Times’dan Dilys Powell hemen hemen aynı eleştiriyle asıl konuya daha çok yaklaştı: "Gürültüden sözleri duyamazsınız, hızdan aksiyonu izleyemezsiniz, fakat arkanıza yaslanıp kesinlikle heyecan yaşayabilirsiniz."

Önemli olan buydu, değil mi? Hız dürtüsüne sahip olmayan insanlar hız düşkünlerini harekete geçiren şeyi asla anlayamaz. Ve hızlı arabalardan hoşlanan, hatta bunları yarıştıran insanlar da her şeyi kitabına göre yapan alıkları nadiren anlayabilir.

Sınırlar güçlükle görülmekte. Steve McQueen hız ve tehlikeye emsal teşkil etti, araba yarışının cazibesini gösterdi, milyonlarca gencin kalbinde tutkuyu canlandırdı.

McQueen'in gözlemi zamana meydan okuyor: "Yarış hayattır! Öncesi veya sonrasında olanlar ise sadece beklemektir."

Aynı şekilde oldukça iyi hatırlanan bir diğer şey, bitiş sahnelerinde rakibi Erich Stahler’i iki parmağı ile selamlaması. Kışkırtıcıydı, meydan okuyucuydu, saatte 200 mil hızda, yakın çekişmede Ferrari sürücüsüne fark atmanın tatminini ifade ediyordu. Gerçi bunun ardından McQueen hafifçe gülümsüyor ve Stahler rolündeki aktör Siegfried Rauch baş hareketiyle onaylıyordu. İyi oyunculuk, iyi filmdi.

1970’de, Porsche Salzburg’un sahibi olduğu, ve fiilen fabrikanın çalıştırdığı bir Porsche 917 kullanan Hans Herrmann ile Richard Attwood’un, Le Mans’da galip geldiğini çok iyi biliyoruz. Gulf, Le Mans’ı John Wyer ile üç kez kazandı, fakat hiç turuncu mavi Porsche 917 olmadı.

Burada unutulmuş olan şey, Michael Delaney’in kullandığı 20 numaralı Gulf Porsche’nin de filmde yarışı kazanamadığı. Çekimde çok önceden, yarışın galibinin McQueen’in canlandırdığı karakter olmayacağına karar verilmişti. Bu onur, 22 numaralı Gulf Porsche’yi kullanan (Christopher Waite’in canlandırdığı) Larry Wilson ile (Jean-Claude Bercq’in canlandırdığı) Paul-Jacques Dion’a verildi.

Michael Delaney 20 numaralı Porsche’sini saatler önce çarpmış, fakat son saatte Ferrari 512 kullanan Erich Stahler ile karşılaşmak üzere 21 numaraya sürüklenmişti. Ve onunla kozunu, yanında son sürat giderek Ferrari Scarlet’in kenarlarına sürtmek ve bir arka lastiğini kesmek suretiyle yarışına son vererek paylaştı. Bu tür şeyler piste yabancı değildir elbette, fakat Pedroand Seppi bile Mulsanne Straight’te böylesine taktiklerden kaçınırdı.

Michael Delaney, nam-ı diğer Steve McQueen, filmin başından sonuna kadar, gururla kalbin üstünde taşınan Gulf arması, daima görünen iki turuncu mavi dikey çizgisi ve sağ kolundaki yıldız ve çizgileriyle beyaz ipek Nomex tulumunu giydi. Fakat diğer takım elemanlarının sağ omuzlarına Firestone arması takmalarına karşın McQueen, JO Siftert ekibe İsviçreli saatçiyi tanıttığı ve McQueen kare şeklinde, tıknaz kronometreden anında hoşlandığı için, gerçek bir Chronograph Heuer arması takıyordu.

Le Mans tamamen McQueen'in filmiydi. Hayatının belirleyici dönemi, kendisini ilk ve son olarak oyunculuk ve araba yarışı dünyalarında bir emsal yapacak olay oldu. Gerçi bu neredeyse onun yıkımı oluyordu. İki çocuğunun annesi Neile ile evliliği Le Mans’da parçalandı, kendine ait Solar Productions şirketi iflas etti, yönetmeni işi bıraktı, kontrol elinden alındı ve nihayetinde 1971 Haziran ayında Indianapolis’deki galaya katılmayı reddetti.

Destekçilerine söylediği: "Bir senaryoya ihtiyacımız yok. Her şey benim kafamda" sözü, talihinde dönüm noktasını oluşturdu, 750.000 dolarlık ücretini, kâr hissesini (büyük bir kâr oluşmuştu) ve redaksiyon kontrolünü devretmesinde başlangıç teşkil etti.

Böyle sona ermeyebilirdi, fakat film süresini ve bütçesini aştıkça ve destekleyicilerini sınıra kadar zorladıkça, diğer başrol oyuncuları ile işletmecilere karşı huysuzlaştı, saldırganlaştı ve inatçılaştı.

McQueen 1966 yılında John Frankenheimer’ın başrolde dostu James Garner ile Formula 1 yarışları hakkında Grand Prix adında bir film yapacağını duyunca şoke oldu. Buna derhal karşılık verdi ve, Jack Warner’ın desteklediği, Jonn Whitmore ile Nick Syrett’in yarış danışmanları olarak kullanıldığı Day of the Champion (Şampiyonun Günü) adlı kendi filmini tasarladı. Dört milyon dolar bekliyordu, ancak McQueen Sand Pebbles (Kum Taneleri) filmiyle meşgulken, Warner Grand Prix’in programda olduğunu ve sinemalarda kesinlikle ilk onun gösterileceğini duydu.

Warner Şampiyonun Günü’nün fişini çektiğini duyurarak, "Ben yarışlar hakkında ikinci filmi yapan insan olmayacağım" dedi. McQueen bu kötü haberin üstesinden geldiğinde, bir gün kendi yarış filmini, kendi şirketiyle yapacağı ve önüne hiçbirşey çıkamayacağı kararını pekiştirdi.

1970’e gelindiğinde yarış kariyeri profesyonelliğin eşiğindeydi. Solar Productions’ın satın aldığı Porsche 908 'flounder' ile McQueen ve Peter Revson, Sebring12-Hours yarışını, Ferrari 512 kullanan Mario Andretti ve Arturo Merzario’nun yarım dakikadan az süre arkasında ikinci bitirdiler. O sırada McQueen'in sol ayağı bir bisiklet kazası sonucu alçıdaydı, ama doktorlarını araba kullanabileceğine ikna etti, acıyı yendi ve iyi bir yarış çıkardı. Start sırasında direksiyonda olmak konusunda ısrar etti ve Revson’a devretmeden önce ilk iki saatte 14.lükten 10.culuğa yükseldi.

Cesaret bularak, Porsche fabrikasından bir 917 almak üzere pazarlık yaptı ve Jackie Stewart’ı, kendisiyle Le Mans’da araba kullanmaya davet etti. Ancak, CBS alt kuruluşu olan mali destekçisi Cinema Center çok geçmeden bunu haber alarak ona yarışma izni vermedi. Yarış sonrası çekimlerde rol alabilirdi, hatta akrobasi uçuşu bile yapabilirdi, destekçileri kabul etmişti, ama yarışa katılamazdı.

FİLM ÇEKİMİ BAŞLIYOR

Sadece ihtiyaç duyulacak tüm gerçek yarış görüntülerini toplama amacı taşısa da, yarış öncesi denemelerde ve yarışta, Solar Productions’ın Porsche 908ini kullanmak üzere Jonathan Williams ile Herbert Linge angaje edildi. Bir kamera ön tarafa, ikisi arabanın arkasına monte edildi ve Linge sadece iki tur sonra makaranın değiştirilmesi için pitte durmak zorunda kaldı. Sürekli film çekimi sırasında altı dakika bile sürmeyen bir makara!

Yarıda kalan Şampiyonun Günü filminin yönetmeni John Sturges, Le Mans’ın yönetmenliği için angaje edildi ve film çekimi 24 Saat yarışının yapıldığı haftasonundan sadece dokuz gün sonra, 22 Haziran 1970’de başladı. 20 Haziran’da, Piers Courage Zandvoort’daki Hollanda Grand Prix’sinde öldü, bu trajedi Jonathan Williams’ı derinden etkilemişti.

Cinema Center Le Mans için 7,5 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı, bu o günlerde uzun süre dayanan bir meblağdı ve her şey büyük ölçekte gerçekleştirildi. Pistin içinde, Mulsanne Straight yakınındaki hipodromun yanında, ofis ve dinlenme odaları için portatif kabinler ve bir Cordon Bleu restoranıyla komple Solar Village inşa edildi. Kilometrelerce çapı olan bir alan içinde otel ve şatolar tutuldu ve çekim için, birçoğu gerçek yarış arabaları olan en az 25 araba, sürücüleri ile beraber bir araya getirildi.

Gulf renklerinde üç adet Porsche 917 vardı, biri J.W. Automotive tarafından, biri Jo Siffert tarafından ödünç verilmişti ve üçüncüsü Solar Productions’a aitti; David Piper Sandemann renklerindeki 917’sini kiraladı, Matra bir 650 spor araba ödünç verdi, Autodelta bir T33/3, Scuderia Filipinetti iki Ferrari 512, Luigi Chinetti bir Ferrari 512, Jacques Swaters başka bir Ferrari 512, North American Racing Team iki Ferrari 312P ve Porsche Salzburg diğer bir 917 verdi.

Porsche GmbH maksimum üç ay için bir dizi 911 ve 914 ödünç verdi, David Piper iki Lola T70 ve Robin Ormes başka iki adet Lola T70 sağladı, J.W. Automotive yüksek hızda kameranın çalışabilmesi için tavanı çıkarılmış bir Ford GT 40 sağladı. Fakat belki de bunlar arasındaki en becerikli anlaşma Jo Siffert tarafından yapıldı. Jo Siffert, elinde bulunan Porche, Chevrolet Corvette gibi 10 adet ekstra arabayı, İsviçre’de Franco Sbarro’ya modifiye ettirdikten sonra, haftalığı 5.000 dolardan Solar Productions’a kiraladı.

Birçok yarış sürücüsü bütün yolu aşarak saygın biçimde anılmayı hak etti: hepsi günde 150 dolardan (veya iki tekerleği çimene koymak veya spin atmak gibi tehlikeli işler yapmaları istendiğinde iki katı), artı günlük harcamaları için 100 dolardan olmak üzere, Jo Siffert, Derek Bell, Jonathan Williams, Masten Gregory, Mike Parkes, Jean-Pierre Jabouille, David Piper ve Gerard Larrousse. Kayak okulu sahibi ve yarış pilotu Hollandalı Rob Slotemaker uzaktan kumanda ile büyük kaza sahnelerini idare etmesi için tutuldu. Hepsi hafta sonlarında, resmi işleri olan yarış arabası sürücülüğüne devam etmeleri için serbest kalıyordu.

Gerektikçe, aralarında Vic Elford, Herbert Muller, Rolf Stommelen, Brian Redman, Jürgen Barth, Hugues de Fierlant, Richard Attwood ve Kurt Ahrens’in de bulunduğu birçok başka sürücü tutuldu, ama 22 Haziran’da hepsi birden meydana çıkıp ödeme isteyince düzeni yeniden sağlamak gerekti! Film yapımı elbette uzun sürer, çoğunun eve gönderilmesi gerekti...

Yazar Michael Keyser, filmin tamamen anlaşılması için okunması gerekli “A French Kiss With Death” (Ölümle Öpücük) adlı güzel kitabında: "Çoğu sürücünün hayal ettiği film üzerinde çalışmanın cazibesi kısa zamanda soldu ve yerine tam anlamıyla bir can sıkıntısı geldi" diye yazdı. "Bazıları başlangıçta bir iki hafta çalıştı, ardından hiç gelmediler."

Ekstralarla ilgili de sorunlar çıkıyordu. Kalabalık sahneler için kendilerine günde 100 dolar ödendiğinden pist yerel halk için bir mıknatıs haline gelmişti, ancak yerel ticaret ve sanayi odasından devamsızlığın had safhada olduğuna dair şikayetler geliyordu. Solar Productions ücreti günde 65 dolara düşürerek bu sorunu çözdü ve çoğu insan memnun oldu.

Ardından Monsieur Coulins geldi, Mulsanne Straight olarak da bilinen Le Mans-Tours karayolu N158’de, her iki tarafta da arsa sahibiydi ve traktörünü yoldan istediği saatte geçirme hakkı üzerinde ısrar ediyordu. Jandarma onu haklarından vazgeçiremeyince mali bir anlaşma yapılması gerekti.

McQueen’in yarışmasına izin verilmemiş olabilir ama o kesinlikle yakın çarpışma sahnelerinden hoşlanıyordu. Bunların birinde Bell Ferrari 512 kullanırken arkasında, 20 numaralı Porsche’siyle McQueen ve diğer bir 917 içinde Siffert bulunuyordu. Sahne, kavisli White House virajını kapsayan, Indianapolis’ten Ford engeline kadardı. "Hepimiz üçer feet aralıklarla yola çıktık ve White House’a geldiğimde vazgeçmemiştim" diye hatırlıyor Bell. "Siffert de öyle. Zavallı Steve, aramıza sıkışmış, başka çaresi olmadığından White House’dan saatte 160 mil hızla geçmek zorunda kaldı!"

"Ford engelinde çekimi bitirdiğimizde Steve, Nomex maskesi kadar bembeyaz kesilmişti. Titreyerek fakat yüzünde bir gülümsemeyle çıktı, 'Sizi kahrolası piçler bana ne yapıyordunuz?' dedi. 'Herkes, Steve de dahil, çılgınca gülüyordu, ama o parmağını bana doğru sallayarak bizden bunun acısını çıkaracağını söyledi."

McQueen'in intikamı Bell’i bisiklet üzerinde bir kumul üstünde gitmeye kışkırtmak oldu; burasının İngiliz’in baş aşağı çalılara düşeceği aldatıcı bir tümsek olduğunu biliyordu, ve öyle de oldu.

Başka bir sefer, Bell ve Siffert yakın çekim ve tam hızda White House virajını almak konusunda çok endişeliydiler, bu çekim süresince beyaz orta çizginin üstünde bir kamera ve arkasında bir adam vardı.

"Siffert yolun ortasında yatan bu deliyi neredeyse traş ediyordu" diyor, John Sturges’e öfkeli bir rapor veren Bell. "Steve, derhal buraya gel" dedi Sturges telsizinden ve, "Steve, kahrolası yolun ortasına kamerayla kimi koydun?" "O bendim" diye yanıtladı günün çekimini yapmak isteyen McQueen!

Senaryonun olmayışı, film yapımını kösteklemeye devam etti. Baş kadın oyuncu, romantik bir ilişki yoktu ve Cinema Center destekçileri giderek rahatsız oluyordu. Nihayet Temmuz sonlarında, en az bir aylık film çekimi yapılmışken dönüm noktasına ulaştılar ve film çekimi iki hafta için durduruldu.

McQueen, senaryo sorununu çözme ve Cinema Center’ı yeniden öne çıkarma işini John Sturges’e bırakıp ailesini tatile Fas’a götürdü.

McQueen’in tamamen profesyonelliğe aykırı bir tarzda hareket ettiğine inanan Sturges prodüksiyonu bırakarak Amerika’ya döndü. Bu noktada Cinema Center, mükemmel televizyon belgeselleri yapmış fakat sinemada fazla deneyimi olmayan Lee Katzin’i yeni yapımcı olarak getirdi. McQueen’in aylığı, yüzdesi ve redaksiyon hakkı kesilmişti ve bu kararları kabule zorlandı. Ya kabul edecek, ya da Le Mans olmayacaktı. Katzin'in bir numaralı önceliği bir senaryo ve ardından bir baş kadın oyuncu almaktı.

Filmin çekim temposu yükseldi, fakat iki kaza yapımı bozdu. Önce, Derek Bell saate 130 mil hızda Ferrari 512 kullanırken bir 'pop' sesi duydu ve araba alevler içinde patladı.

Bell’in bu noktadan sonra filmin yapımıyla fazla ilgisi kalmamıştı. Ancak Siffert ile geliştirdiği mükemmel ilişkinin, önümüzdeki 1971 sezonu içinde bir kontratla ilgili David Yorke’dan kısa süre sonra gelen telefonla bir ilgisi olacaktı. Ardından David Piper, White House’da ciddi bir kaza geçirerek sağ bacağını kötü biçimde kırdı.

Talihsiz Piper sağ ayağını diz altından kaybetti, fakat mükemmel biçimde iyileşerek, uzun yıllar boyunca başrol oynadığı bir dizi tarihi araba yarışı düzenleyerek yarış kariyerine geri bile döndü.

Çarpışma sahneleri canlı ve neredeyse kusursuzdu, model uçaklarda kullanılanlardan farklı olmayan uzaktan kumanda cihazları kullanılmıştı. Rob Slotemaker sahnelerin koreografisini yaptı ve o ve Mike Parkes Ferrari’nin bariyerlere kaçınılmaz çarpışından önce gelen kayma ve spin atma sahnelerini gerçekleştirdi.

Çekim nihayet Kasım sonunda, takvime göre iki ay gecikme ile ve zeminin yeşilden kahverengiye dönüp güneş yanıklarının kaybolduğu sonbahar mevsiminin bitimine doğru tamamlandı. Şaşırtıcıdır ki, Le Mans filmi bütçeyi sadece 1,5 milyon dolar aşmış ve 9 milyon dolar harcanmıştı. "Geleneksel bir bitiş yoktu" diye yazıyordu Keyser. "İnsanlar sadece öylesine sürüklendi".

En az 450,000 feet film çekilmişti, sekiz milden fazla da diyebiliriz, ve ne yazık ki John Sturges’in yönettiği tüm çekimler montaj odasının zemininde bırakıldı! Nihai prodüksiyonda sadece Lee Katzin’in çekimleri kullanıldı.

Sonradan McQueen filmin bir başarısızlık olduğunu düşündü. "Bu, egosuna bir darbe olmuştu" dedi eski karısı Neile. "Deli gibi istediği ve onun bir parçasına dönüşen bir şey aniden parçalanmıştı. Yıldız olmanın yükü gerçekten ağırdır. İdaresi çok zordur, özellikle Steve gibi bir maço ve şovenistseniz."

Le Mans filmi aslında büyük bir başarıydı, çünkü eleştirmenlerin asla anlayamadığı bir notaya dokunmuştu. Bu, kendisi gibi düşünen ve pit çizgisinin dumanını soluyan insanlardan oluşan özel bir izleyiciye sahip McQueen’in açıklamasıydı. Bu insanların milyonlarla ölçülen sayılarda olduğu ve her yıl binlercesinin daha doğduğu ortaya çıkmıştı.

Solar Productions başarısız oldu, fakat filmin 22 milyon doları bulan brüt geliri McQueen ile arkadaşlarını köpeklerden rahatça koruyabilirdi.

Gulf Oil fırsattan yararlanarak dünya çapında 30.000 avluda müşterilere ücretsiz olarak dağıtılan özel posterden sekiz milyon adet bastırdı ve birçok Gulf çalışanına bedava sinema bileti verildi.